45 kişi kendisini tutuyor, 11 arkadaşı var.
|
|
Atatürk7915 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
sosyomatch4109 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
sanat3067 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
HELP FOR CHILDREN2506 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
ah minel aşk233 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi…
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi…
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi…
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…
Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi…
Bağımsızlık, Mustafa Kemal’ den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi…
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi…
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi…
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi…
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi… Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi…
Cumhuriyet 25.8.1975
bende de yok...
lakin pek sıkıntılı bir durum bu.
fırtınada sessiz kalmak...
gördüm,
özlem, özlem, özlem...
zaman akıp gidiyor.
ve biz insanlar ancak düşlerimizde
yaşayabiliyoruz aşklarımızı,
ah, ne kadar acı...
Sazlıklardan Havalanan - İlhan İrem
Sazlıklardan havalanan bir ördek gibi sesin
Ürkek şaşkın kararsız duyuyorum
Ve sen bir gökkuşağı kadar güzelsin
Rengarenk biraz sonra gidecek görüyorum
Ve ben yağmurlar altında bir yolcu
Islak yorgun tutkulu yürüyorum
Sensiz ben yolumu bulamam
Haykırmak istiyorum
Konuşamıyorum konuşamıyorum konuşamıyorum
Konuşamıyorum konuşamıyorum konuşamıyorum
Konuşurşam gözyaşlarım beni boğacak
Biliyorum duyuyorum görüyorum konuşamıyorum
Bu ayrılık akşamında sen sustuğuma bakma
Konuşmaya gücüm yok beni anla
Söyleyemediklerimi bak gözlerimden anla
Her zaman yanımda kal hiç bırakma
Sensiz ben yolumu bulamam
Haykırmak istiyorum
Konuşamıyorum konuşamıyorum konuşamıyorum
Konuşamıyorum konuşamıyorum konuşamıyorum
Konuşursam gözyaşlarım beni boğacak
Biliyorum duyuyorum görüyorum konuşamıyorum
Maiyetinde oldugu kisiye , Ölesiye bagli olan bir gorevliyi anlatabilmek icin bu bolumu kitaptan yazarak sizlere aktarmak istedim.
Uğruna ölecek kadar saygi , sevgi besledigi Atatürk icin kalbine kursun sikmakta tereddut etmeyen bir subayin anilarini , kitabin 1-10. sayfalarini sunuyorum.
Atatürk'ün yaveri salih Bozok , şuursuzca sarayin merdivenlerinden asagiya kostu.
Alt katta bos buldugu bir odaya dalip kapiyi kapatti.
Az sonra iceriden tek el silah sesi duyuldu.
Sesi duyup kosanlar iceride onu kanlar icinde buldular.
Tabancasindan kalbine sıktıgı bir kursunla devrilmisti .
Atatürk'ü ugruna olecek kadar seven bu adam kimdi ?
Ne olmustu ona ?...
Kursunu kalbine sıktı ise o gunu nasil anlatabilmisti ?
Yukaridaki yazida hatali bir sozcuk vardi ;
Bozok merdivenleri "şuursuzca" inmemisti .
Salih Bozok'un hayatta kalan tek cocugu 80 yasindaki Muzaffer Bozok, zaman zaman yaslanan gozleri ile o mesum 1938 yilini soyle anlatmisti ;
"Ben o yil 17 yasinda , galatasaray 10. sinifta talebeydim.Babam ise Savarona'da idi.Bana haber yollamis ,"Bu hafta sonu araba gonderecegim, gelsin onunla konusacaklarim var" diye.
"Eyvah yine top oynadigimi duydu ,haslayacak" diye korktum.Kizdiginda cok sert olur,hatta doverdi.
O gun bir makam arabasi kapiya dayandi.
Moskof Ziya diye taninan uniformali bir sofor beni evden aldi.Arabada Kel Ali
" Ali Cetinkaya" vardi.Elini optum.Birlikte savarona'ya gectik.
O ters, aksi , vurdu mu cinlatan babam gitmis ,yerine musfik,sevecen, cana yakin bir adam gelmisti.Beni karsina oturttu ;
-Bak evladim , dedi.Artik koca adam oldun ,seninle acik konusacagim.
Hakikatleri bilmelisin ;
Atatürk cok hasta , son gunlarini yasiyor.Onu ancak bir mucize kurtarir.
Sagligi icin hep dua ediyoruz ama sayet ona bir sey olursa ben de yasamamaya kararliyim.Benim icin ondan sonra hayat dusunulemez artik...
Bunlari o kadar ciddiyetle soylemisti ki , ben karsisinda aglamaya basladim.
-Aglama ogluk,erkek adam aglamaz, dedi.
Iceride uyuyan Atatürk'ün sesimi duyup rahatsiz olabilecegini soyledi. beni susturdu.
Konustuklarimizin aramizda kalmasini istedi. Annemler o sira Avrupa'da idi.Onlara telgraf cekip bir an once trenle donmelerini istemis. Sen kendine ceki duzen ver,annenler gecikirse senin yapacagin seyler var. Ailenin erkegi sensin,annen , ablalarin sana emanet.Oku memleketine faydali bir adam ol dedi.
Babam bunlari soylerken hickira hickira agliyordum.
Hic bir sey soylemedim.Beni optu ve ugurladi.
Henuz 17 yasinda iken babasinin olum kararini kendisinden dinleyen bir cocuk ne hisseder ?
Korku ?... Endise ?... Huzun ?...
Belki hepsi birden.
Sonradan bir sabah,bir baska ayrintiyi ogrenmis Muzaffer Bozok...
Okula gitmek uzere kapidan cikarken,banyoda tras olan babasi ;
"gel evladim,opeyim seni" diye yanina cagirmis.
Orada vedalasirken babasinini gogsunu kapattigini fark etmis...
Meger Salih Bozok,Atatürk'ün ardindan secebilecegi en kolay olum yontemini belirlemek icin hekimlere danismis. Atatürk'ü tedavi eden doktorlardan birine ;
-Doktor,insan kalbinin hangi tarafina kursun yerse olur,diye sormus
Doktor ;
-Ac gogsunu gostereyim , demis.
Bozok , doktorun parmagiyla gosterdigi noktayi hemen tendurdiyotla isaretlemis.
-Yanlis yere nisan alip ona kavusamamaktan korkuyordum , demis daha sonra...
10 kasim sabahi muhafiz komutani Ismail hakki tekce'nin odasinda yaptigi sey "suursuz" bir feveranin yansimasi degil,aylar suren bir hazirligin sonucuymus.
Bozok,odaya girdikten sonra tam isaretledigi noktaya sikmis kursunu...
Lakin vucudu cok yagli oldugu icin kursun kalbi bir,iki milimetrelik bir sapmayla siyirmis,cigerini boydan boya delip gecmis,sirtina saplanip kalmis...
Dostlari kanlar icinde hastahaneye kaldirmislar Bozok'u...
Operator (Kara) kamil beyin vucuttan cikarttigi O kursunu Salih Bozok'un kizi olene dek boynunda kolye olarak tasimis.
10 kasim 1938'i anlatirken ;
"O sabah ben herzamanki gibi mektebe gittim" diyor Muzaffer Bozok :
-saat 09.30 da muduriyete cagirdilar." Eve gitmen lazim " dediler.
Sokaga cikar cikmaz olanlari anladim.Cunkü bayraklar yari yariya inmisti.
Evimiz Osmanbey'de idi
"nerede babam" diye sordum.
"Şişli Sıhhat Yurdun hastahanesinde" dediler.Kosarak gittim.Olup biteni orada ogrendim.
Ata'mi kaybetmistim , babami da kaybetmek uzere idim.
Babam cani cok kiymetli bir insandi.Boyle bir seyi yapabildigine inanamadim once.
Ancak Atatürk sevgisi o kadar buyuktu ki,onsuz bir dunyayi anlamsiz buluyordu"
Salih Bozok,intihar girisiminden sonra 1 yil olu gibi yasadi.
Zaten rahatsiz olan kalbi,bir de siyirip gecen kursunun etkisi ile hepten yorgun dusmustu.
O sert , otoriter adam,sakin , suskun bir kisilige burunmustu.Butun gun odasina kapaniyor , hic bir seyden zevk almiyordu.
Biraz iyilesir gibi olunca , ısmet pasa kendisini Ankara'ya cagirtti ;
-Sen bana Atatürk'ten yadigarsin.Seni mebus yapmak istiyorum, dedi...
Ve Bozok ömrünün son 1.5 senesini Ankara'da Bilecik milletvekili olarak yasadi
Bang Bang My Baby Shot Me Down - Nancy Sinatra
I was five and he was six
Ben beş yaşındaydım o da altı
We rode on horses made of sticks
Sopadan yapılmış atlarımız vardı
He wore black and I wore white
O siyah giyerdi ben de beyaz
He would always win the fight
Oyunu hep o kazanırdı
Bang bang
He shot me down, bang bang
O beni vurdu, bang bang
I hit the ground, bang bang
Ben yere düştüm, bang bang
That awful sound, bang bang
O korkunç ses, bang bang
My baby shot me down.
Bebeğim beni vurdu
Seasons came and changed the time
Zaman geçti, mevsimler değişti
When I grew up, I called him mine
Büyüdüğümüzde, bana göre o benimdi
He would always laugh and say
O hep güler ve sorardı
"Remember when we used to play?"
"Oynadığımız günleri hatırladın mı?"
Bang bang
I shot you down, bang bang
Seni vurdum, bang bang
You hit the ground, bang bang
Yere düştün, bang bang
That awful sound, bang bang
O korkunç ses, bang bang
I used to shoot you down.
Eskiden seni vururdum
Music played, and people sang
Müzik çaldı ve inanlar şarkı söyledi
Just for me, the church bells rang.
Sadece benim için, kilisenin çanları inledi
Now hes gone, I dont know why
Şimdi o gitti, bilmiyorum neden
And till this day, sometimes I cry
Ve bugün bile, ağlıyorum bazen
He didnt even say goodbye
Hoşça kal bile demedi
He didnt take the time to lie.
Yalan söylemek için bile beklemedi
Bang bang
He shot me down, bang bang
O beni vurdu, bang bang
I hit the ground, bang bang
Ben yere düştüm, bang bang
That awful sound, bang bang
O korkunç ses, bang bang
My baby shot me down.
Bebeğim beni vurdu